Hezarfen Şeyh İbrahim Edhem Efendi

Geçen asrın ebruculanndan en çok bilineni, Üsküdar Özbekler Dergahı Şeyhi İbrahim Edhem Efendi’dir. 1829 yılında Üsküdar Özbekler Dergahında doğmuştur. Babası bahsi geçen dergahın Şeyhi Sadık Efendi’dir. Türkiye’nin eski Washington Büyükelçisi merhum Münir Ertegün’ün (1882-1944) de dedesi olan Edhem Efendi’nin fen ve sanat tarihimizde müstesna bir yeri olması gerekirken unutulup gitmiştir. Babası ile birlikte XIX.yüzyılda İstanbul’un en yoğun ebru faaliyetinin merkezi olmasını sağlamıştır.

İlk tahsilini Hâcce Hesnâ Hâtun Mahalle Mektebi’nde bitirdikten sonra Dergah’ta babasından, amcasından ve Dergâh’a gelen Buhara’lı alimlerden ders alarak yetişmiştir. Türk, Arap, Fars ve Çağatay dillerin şiir yazacak derecede vakıf olan Edhem Efendi, ileri yaşına rağmen hat sanatına merak sarıp Çarşambalı Arif Bey’den Talik hattını öğrenerek icazet almıştır.

Doğramacılık, marangozluk, oymacılık, hakkaklık, mühürcülük, dökmecilik, tornacılık, demircilik, tesviyecilik, makinecilik, matbaacılık, dokumacılık ve mimarlık gibi fen ve sanatlarda kabıliyet ve özel çalışmaları sonucu ihtisas sahibi olmuştur.

1869 tarihinde Mithat Paşa tarafından kurulan Sultanahmet Sanat Enstitüsü Müdürlüğü’ne getirilmiş ve memleketimizde kurşun boruyu da ilk defa burada döktürmüştür. Daha sonra ‘Tamirat-ı Aliye Müdürlüğü” ile Hicaz’a gönderilmiş, Kabe’nin ve Harem-i Şeri’fin tamirinde vazife almıştır. Son derece mütevazı; hoş sohbet olan Edhem Efendi zamanında, Özbekler Dergah, bir ilim ve sanat akademisi olup, devrin alim ve sanatkarları ondan feyz almak için ziyaretine devam ederlerdi.

Edhem Efendi Dergahındaki kuyudan su çekebilmek için suyu kendi kendine çeken bir alet yapmıştır.

Eserleriye 1867 yılında Paris Sergisi’ne katılmış ve madalya almış, kendisine bir de ocak körüğü hediye edilmişti). Almanya’ya göndererek takdirname aldığı bir sünnet makinesi de zikrolunmaya değer. Bir ara ufak bir litografya makinesi tedarik edip matbacılığa başlamış, Rızapaşa Yokuşu’nda kurduğu matbada kitap basmıştır.

Gençliğinde okculuğa merak sarıp ,bu ata sporunda da başarı gösteren Efendi, Doksanüç (1877) harbinde Üsküdar’da teşkil edilen Milli Tabur (Mevkib-i Hümayun) da kumandanlık vazifesiyle bulunmuştur.

Dergahta bir sandal inşa edip, yaptığı pervaneli buhar makinesini ona tatbik etmiş ve Üsküdar Balaban İskelesi’ne hammalla indirterek buharla bu makineyi çalıştırmıştır. Pervane kuvvetiyle Üsküdar Paşalimanı’na kadar yürüttüğü sandal, “kendi tabiriyle” jurnal korkusundan daha ileri götürmeyerek, yine hammallara yükletip dergaha çıkarttırmıştır.

Ebruculuk, onun pek çok meziyetinden bir tanesidir. Bu yüzden Hezarfen (bin sanat sahibi) lakabıyla anılmaktaydı. Eserlerinde imza olarak Kâmi mahlasını kullanmıştı. Bilhassa Hac zamanı gelen Özbek misafirlerde artan ziyaretçi sayısından dolayı Dergahın artan giderlerini karşılayabilmek için yaptığı sanat eserlerini elden çıkartır, ebruları, denkler halinde satılmaya getirildiği Bayezid’deki Kağıtçılar Çarşısı’nda pek beğenilerek aranır ve satın alınırdı.

Bu ebrular aynı zamanda Saray Nakışhanesi’ne de satılırdı. Bu ebrular,Sultan Abdülazizin dikkatini çekmiştir. Ebru’yu XX. yüzyıla taşıyan kişi olarak tammlıyabileceğimiz Şeyh İbrahim Edhem Efendi, Ebruda yeniliklere karşı biri de değildi. Kendisine yeni bir teknikten bahsedildiği zaman “tecrübeyi göğe çekmediler ya, biz de deneriz” demekteydi.

Edhem Efendi, normal eb’ad (35×50) ebrular yanında 50×70 cm. eb’adında ebrular da yapmıştır. Bu ebru’nun toprak boyanın dışında bır boya ile yapıldığı, solan renklerinden anlaşılmaktadır.

20 Şevval 1321 (8 Ocak 1904) tarihinde Cuma gecesi yatsı namazı sırasında üç İhlâs bir Fatiha okunurken “âmennâ ve saddaknâ” (inandık ve onayladık) dedikten sonra secdeye kapanan ve bir daha kalkamayan Edhem Efendi, ertesi gün Dergâh’ın haziresine defnedilmiştir.

Kabil- kitabesi, Efendi’nin hayranlarından olan şair Rıza Tevfik Beye (1869-1949) aittir. Onun bu şiiri ve Edhem Efendi hakkındaki fikirleri “Serab-ı Ömrüm” adlı kitabından alınmıştır.

Tavaf et, geçme ey zair! Bu makber kenz-i irfandır,

Defin olmuş yatır bir alem-i mana zemininde.

Tarik-i Nakşbendi Şeyhi İbrahim Edhem kim,

Bu Özbek Tekkesi’nde mürde diller eyledi zinde.

Edip-i nüktepira, arif-i Hak, mürşid-i kamil,

Kemalat-ı beşer mecmu ‘idi zat-ı güzininde.

Erenler himmetiyle dilleri teshire kafiydı;

O irafan-ı cibilli nazre-i sihir aferininde.

Halayıkdan, alayıkdan çözüp peyvend-i amali,

Esir olmuş Hakikat aşkının hablü’l – metninde.

Mezahirde tecelliyet-ı Vechullah’a hayrandı,

“Makaam-ı Vahdet’i bulmuştu mahviyetle dininde.

Namazdan sonra bir şeb, vecd ile bihüş olup, düştü,

Heman Allah’ı işhad etti zikr-i vepasininde.

Gelip bir ehl-i dil etti sala kim şeyh-i ruşen-dil,

Cebinsay-ı sücud olmuş, yatır pir asitininde.

K.Köy Cevizi& :1904

Hezarfen Şeyh İbrahim Edhem Efendi’nin Ebru Sanatı

Hezarfen Şeyh İbrahim Edhem Efendi’nin Ahşap Zanaati


Hezarfen Şeyh İbrahim Edhem Efendi’nin Metal Sanatı

Hezarfen Şeyh İbrahim Edhem Efendi’nin Araçları